Jordan Peterson’dan Beyond Order (Hayat Zor, Konu Derin)
Yalnızlık ve İletişim Becerileri
Bir klinik psikolog olarak, bazen hayatın derin acılarını taşıyan bireylerle karşılaşıyoruz. Bir gün, ofisime gelen bir danışan tam anlamıyla yalnız biriydi. Eşi ölmüş, çocukları terk etmiş, anne babasıyla ilişkisi kopmuştu. Hayatında kimse yoktu. İlk başta, bu adamın iletişim becerilerinin körelmiş olduğunu fark ettim. Doğru düzgün cümle kuramıyordu çünkü uzun zamandır kimseyle görüşmemişti.
Bu danışanın derdi vardı; onunla konuşmak istiyordum. Onu dinlemenin iyi bir fikir olacağını düşündüm. Başlangıçta konuşmakta zorlandı, ama seanslar ilerledikçe derdini anlatmaya çalıştı. Anlattığı dertler genellikle yakınma odaklıydı. “Hayatım çok kötü, çok yalnızım, acı çekiyorum” şeklinde ifadelerle doluydu. Ancak zamanla, bu adamın ağzı açılmaya başladı. Daha iyi cümleler kurmaya başladı ve en sonunda derdini güzel bir şekilde ifade etmeye başladı.
Dinlemenin Gücü
Burada ilginç bir durum ortaya çıktı; danışanım, benim neredeyse hiçbir şey yapmadığımı, sadece onu dinlediğimi fark etti. Onunla birlikte oturduğumda, hiçbir ilaç vermeden, hiçbir tavsiye vermeden, yalnızca dinleyerek adamın içindeki boşluğu bir nebze olsun doldurmuş oldum. Konuşmak, yalnızca kelimeleri dile getirmekten ibaret değildir; aynı zamanda düşünmeyi de içerir. İnsan, zihnindeki fikirleri daha düzenli bir şekilde kurgulayarak, karşı tarafa derdini aktarır.
Danışanım, yalnızca yakınmalarını dile getiriyordu. Ancak konuşmaya başladıkça, kendi içindeki tutarsızlıkları fark etti. İnsanları kendisinden uzaklaştıran şeyin kendisi olduğunu anlamaya başladı. Sonunda, kulüplere katılmaya, insanlarla etkileşime girmeye başladı. Yavaş yavaş, yalnızlıktan kurtulmaya başladı.
Sosyal İlişkilerin Önemi
Jordan Peterson’ın kitabında vurguladığı gibi, insanların düzenli ve devam eden sosyal çevrelere, arkadaşlık ilişkilerine ihtiyacı var. Konuşmak, düşüncelerimizi daha değerli hale getirir. Sosyal ortamlara girmek, aşırılıklardan korunmamıza yardımcı olur. Örneğin, alkol bağımlılığı geliştirdiyseniz ve gerçekten samimi bir arkadaş çevreniz varsa, bu arkadaşlar sizi uyarır: “Kendine gel, bu alkolü bırakmalısın; kötü şeyler olacak.” İşte sosyal ilişkiler, birey hakkında geri bildirim sağlayarak, dengeyi korumamıza yardımcı olur.
Danışanımın durumu, bunun güzel bir örneğiydi. Yalnızdı ve bu yüzden geri bildirim alacak kimse yoktu. Çevresindeki insanlar onu uyaracak durumda değildi. İnsan ilişkileri zannettiğimizden çok daha önemlidir ve en çok faydasını biz görürüz.
Covid-19 ve İnsan İlişkileri
Korona süreci, insan ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Uzun bir süre insanları bilgisayar ekranından iki boyutlu olarak görmek, birçok insanı depresyona sürükledi. Fiziksel buluşmaların, göz göze temasın ne kadar önemli olduğunu fark ettik. Bu süreç, yaşamın bir oyun gibi olduğunu düşünmemizi sağlıyor. Hayat, birçok oyundan oluşan bir bütündür; kariyer, para, insan ilişkileri gibi.
Her oyunun kuralları vardır. İyi oynayanlar ve kötü oynayanlar, kazananlar ve kaybedenler vardır. Yeni bir oyuna başladığımızda, genellikle amatörce başlarız. Bu amatörlük, her yeni işte karşılaşacağımız bir durumdur. Örneğin, matematikte kötüyseniz ve geliştirmek istiyorsanız, başlangıçta sürekli yanlış yaparsınız. Bu durum, heves kırıcı olabilir. Ancak burada önemli olan, sabırlı olmak ve hata yapmayı kabullenmektir.
Budalalık ve Amatörlük
Peterson, yeni bir işe başladığımızda amatörlükten korkmamamız gerektiğini vurguluyor. Her yeni işte başlangıçta kötü başlayacağız. Bu durum, kendimizi başkalarıyla kıyasladığımızda heves kırıcı olabilir. Ancak bu süreçte, hevesimizi kaybetmememiz gerekiyor. Yavaş yavaş gelişeceğiz.
Filmlerde sıkça gördüğümüz bir tema vardır: Başlangıçta budala olan karakterlerin zamanla gelişerek kahramanlaşması. Rocky filmi bunun güzel bir örneğidir. Başlangıçta hedefsiz bir adam, zamanla kendine bir hedef seçer ve bu yolda ilerlemeye başlar. Her ne kadar çevresindekiler dalga geçse bile, o budala karakterini benimseyerek ilerler.
Sorumluluk Alma ve Anlamlı Bir Hayat
Peterson, sorumluluk almanın anlamlı bir hayatla ilişkilendirildiğini vurguluyor. Anlamlı bir hayat mı istiyorsunuz? O zaman sorumluluk almak zorundasınız. Mutlu olmak, hayatta bir hedef değil. Mutluluğun karmaşık bir duygu olduğunu kabul ediyor. Bazen her şey yolunda giderken bile mutsuz olabiliriz. Ancak anlamlı bir hayat için sorumluluk almak, bize bir hedef verir.
Peterson, iki türlü zevkten bahsediyor: Anlık zevk ve süreçsel zevk. Anlık zevkler, geçici ve yüzeysel tatminlerdir. Süreçsel zevk ise, bir hedefe ulaşmak için çabalarken elde ettiğimiz hazdır. Bu süreçte, hedef koymak ve buna ulaşmak, insanları hayvanlardan ayıran bir özellik olarak öne çıkıyor.
Fedakarlık ve Değerler
Fedakarlık, daha az değerli bir şeyi feda ederek daha değerli bir şeye ulaşmak demektir. Hedeflerimizde fedakarlık yaparız. Şu an çalışırız ve eğlenceden feragat ederiz. Peterson, insanların içten içe neyi hedef alması gerektiğini bildiğini savunuyor. Vicdan, insanın ne yapması gerektiğini bilmesini sağlayan bir ses gibidir.
İnsan, potansiyelinin farkındadır. Ancak bu potansiyeli gerçekleştirmek için sorumluluk alması gerekir. Peterson, vicdanın sesini susturmanın yolunun sorumluluk almak olduğunu söylüyor. Sorumluluk alındıkça, vicdanın sesi de azalır.
Hayatın Zorlukları ve Anlam
Peterson, hayatın zorlukları ve acı problemleri üzerine düşünmemizi sağlıyor. Herkesin başına gelebilecek büyük acılardan bahsediyor. Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu kabul etmek zorundayız. Ancak bu durumda bile, hayatta güzellikler vardır. Yaşadığımız acılar, yaşamın değerini anlamamıza yardımcı olur.
Yas tutmak, birinin yaşamına değer verdiğimizi gösterir. Birinin varlığı, yokluğundan daha değerlidir. Peterson, bu durumun yaşamın değerli olduğunu gösterdiğini savunuyor. Hayatın kötülüklerine odaklanmak yerine, güzellikleri de görmek gerekir.
Anlamlı Bir Hayat İçin Sorumluluk Almak
Peterson, anlamlı bir yaşam için sorumluluk almanın önemini vurguluyor. Hayat zor, ama bu zorlukların üstesinden gelmek için yapmamız gereken şey, kendimize hedefler koymak ve sorumluluk almaktır. Hayatın karmaşıklığı içinde, güzellikleri görmek ve onlara şükretmek, yaşamı daha anlamlı kılar. Bu süreçte, kendimize ve çevremize karşı sorumluluk almak, hem bizim hem de başkalarının hayatını zenginleştirir.